Blog

Yazar Etiketler Bursa`da Tiyatro, Çocuk, Çocuk Tiyatrosu, Drama, Eğitim, Forum Tiyatro, Oyunla Eğitim, Tiyatro

20 Mart Dünya Çocuk Tiyatrosu Bildirileri

ULUSLARARASI BİLDİRİ   (Malala Yousafzai & Guila Clara Kessous)

BEN, SEN, ONLAR

Tiyatro, çocuklar için, en hassas oldukları dönemlerden başlayarak hayati önem taşımaktadır.

Dramatik sanat bize ailemizin dışına çıkma ve ilk defa içinde yaşadığımız toplumla iletişime geçme olanağı verir ve bunu çocukluğumuzun tipik “…mış gibi yapma” anlarıyla gerçekleştirir.

“..mış gibi yapmak” çocuğun hayal gücünün gelişmesi için esastır; böylece çocuk kendine, diğer insanlarla birlikte, zengin ve ayrıntılı bir gelecek hayali kurabilir…

Tiyatronun içinde “oynayan” ya da olaylar gerçekten oluyormuşçasına eyleyen bir “ben” vardır. Böylelikle “onlar” yani seyirciler oynananın gerçek olduğunu düşünür. Ve ardından biz “sen”e ulaşırız.

Ben, sen, onlar

Sahnedeki bu “ben ve sen” birliği o kadar güçlüdür ki adeta gizli bir dilde “biz” yaratır. Teatral eyleme bir seyirci (spectator), ya da Brezilyalı büyük tiyatrocu Augusto Boal’ın dediği gibi, seyirci/oyuncu (spect/actor) olarak katılmak, tıpkı çocukluğumuzda yaptığımız gibi ilişkilenmek ve -mış gibiyi kabul etmektir.

Çocuk bu evrenin gerçeklikle oynanan bir oyun yoluyla var olduğunu fark eder. Ve bir çocuk sadece küçük deneyim anları yoluyla öğrenir çünkü henüz kalıpların, kuralların ve dogmaların farkında değildir.

Ben/sen/onlar…

Ardından başka biri, yetişkinlerin “diğeri” diye adlandırdığı biri, “ben”imle oynamak için sahneye çıkar. “Onlar” güzele inanmak zorundadır, hayal etmek ve insanlığın geri kalanının yarattığı gerçeklikten başka yere götürülmek zorundadırlar. Bu “onlar” savaş çığlıkları atmaz, dünyayı anlamaya çalışırlar. “Onlar” sessizce oturmak zorundadırlar, bu ben ve sen tarafından oluşturulmuş göz alıcı ışık ile mıhlanmış halde. Bu öylesine mükemmel biçimde dengelenmiş bir ilişkidir ki, birinin diğerine uyguladığı şiddet bile “gerçek değildir”. Ve bütün bu “numaracılık” ve bu “mış gibi yapma”, bir çocuğun deneyimleyebileceği en eğlenceli eğitimsel süreçtir.

“Ben/sen/onlar…”

Bir parça sihir gibi – “Abra-ka-dabra” ya da “bir, iki, üç – ta-tam!”

Böylelikle çocuk daha güzel rüyalar görebilir ve yetişkinler daha iyi anlayabilir….

Eğer süreç tersine işlemezse…

ASSITEJ bu durumu anladığı için hem umut, gençlik, sanat ve eğitim için elçi olma onurunu elde ettik hem de bunu gururla kutlamaktayız. Barış, saygı ve sosyal adalet üzerine kurulu bir dünyayı desteklemek için, birleştirilmiş gücümüzle, gelecek nesillere tiyatro sanatı aracılığıyla öğrenmenin önemini aktarabileceğimizi ümit ediyoruz.

Çeviri: Özhegan Uştuk (Assitej Türkiye Merkezi)

ULUSAL BİLDİRİ (Salih Kalyon)

Merhaba Değerli Dostlar!

Bugün ’20 Mart Dünya Çocuk ve gençlik Tiyatroları’ gününü kutluyoruz. İspanyol şair ve oyun yazarı Lope de Vega tiyatroyu şöyle betimlemiştir; ‘Tiyatro üç kalas, iki insan ve  bir hevesten ibarettir. Üç kalas dekoru, iki insan seyirciyi, bir heves de oyuncuyu temsil eder.  Yaklaşık üç asır sonra Osmanlı döneminin tiyatrocularından Tomas Fasulyeciyan  İspanyol şair’in tanımını biraz daha sadeleştirmiş ve şöyle söylemiştir: “Tiyatro  iki kalas bir hevestir!” Bu tanım yalnızca dekor ve oyuncuyu esas almış. Peki  ya seyirci? Seyirci olmadan tiyatro olabilir mi? Kim için yapılacak? Tabi Fasülyeciyan usta hiç unutur mu? Unutmamış! Konuyu yalnızca  sadeleştirmiş.

Yaşadığımız topraklar üzerinde dört yüzü aşkın, her biri onar bin kişilik açık hava tiyatroları var.  Bu bilgi, yıllar öncesinde bu topraklarda ne kadar çok tiyatronun ve seyircinin olduğunu gösteriyor.  O çağlarda, bir yerin şehir olarak nitelendirilmesi  için tiyatronun olması da zorunlulukmuş. Bugün seksen bir il var ülkemizde ancak ne yazık ki seksen bir ilin hepsinde tiyatro yok.

Tiyatro, sözcük olarak,  Yunanca Teatron’dan yani   oyun oynanan yer anlamından türemiş. Binlerce yıl önce yapılmış olan bu tiyatroları barındıran topraklarda Osmanlı imparatorluğu 657 yıl hüküm sürmüş.  Ne var ki, Müslüman ahalinin tiyatro ile ilgilenmesi  günah sayılmış.  Tiyatrocuların şahitliğinin bile kabul edilmediği günlermiş o günler. Öyle ya, sahneye çıkıp başkalarının ağzından konuşan, düpedüz yalan söyleyen birinin şahitliği kabul görür mü hiç?   Cumhuriyetin ilanından sonra  büyük önderimiz Atatürk, bilim ve teknikte olduğu gibi sanat ve kültüre de ağırlık veriyor ve ülkede uygar ülkeler  düzeyinde gelişmeler yaşanıyor.  Büyük Atatürk,  modern Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul’un önerisi ile Ankara Devlet Konservatuarı’nı kuruyor. Mustafa Kemal’in söylevinde geçen o eşsiz cümle de  bu anlayışın bir göstergesi, hatırlayalım: “Efendiler hepiniz milletvekili, başbakan, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz! Ama sanatkar olamazsınız, sanat icra etmekten başka bir amaçları olmayan bu çocukları sevin!’  Evet, ulu önder böyle söyleyerek  konunun önemini vurguluyor. Biliyorsunuz sevgili çocuklar, Atatürk, 23 Nisan’da kutladığımız  Ulusal Egemenlik Bayramını siz çocuklara armağan etti. Çünkü sizlere çok güveniyordu. Usta tiyatro adamı ve şair  Suat Taşer’ de tiyatroyu var eden tüm unsurları birleştirerek, tiyatro için dört duvarlı dünya  tanımlaması yapıyor

         Bu gün 20 Mart Dünya Çocuk ve  Gençlik Tiyatroları’ günü. Ne diyor Şair Nazım Hikmet?   ‘Verelim dünyayı çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne, öğrensin dünya arkadaşlığı…’

       Sevgili çocuklar, ulusumuzun ’20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları  Günü’ ve onu takip eden  ‘27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’ her  yıl mutlaka kutlanacaktır. Bundan asla  şüpheniz olmasın.

         Hepinizi, bu önemli günümüzde, ‘20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Günün’de sevgiyle, saygıyla kucaklıyorum. Hepinizi öpüyorum. Sağlıcakla kalın. Nice nice ’20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları’ gününe.

Saygılarımla, Salih Kalyon

Yorum Yap